Van Maceram (Yazı dizisi - 3)

Yorgunum, uykum gelmiş ama uyuyamıyorum. Kafamda “burada 2 yıl nasıl geçer” soruları uçuşup duruyor. Zorla da olsa uyuyakalıyorum ve ertesi sabah tüm bunların rüya olmadığını bir kez daha kavrıyorum.

Herkes için aynı mıdır bilmem ama yeni bir işe, yeni arkadaşlıklara, yeni sorumluluklara başlamak bana zor geliyor. Yeni meslektaşlarımla tanışıyorum, bir ortama yeni giren kişiye yapılan, ukala tavırların, “bak ben buranın eskisiyim” der gibi kendini bilmişliklerin, bir “hayırlı olsun” u çok görenlerin fazlaca olduğu bir güruhun içerisinde kendimi buluyorum. Hani geldiğin yer ile ilgili bir şeyler soracaksın ama soracağın kişinin tavırlarından yanına bile yaklaşamıyorsun. Benimle beraber gelen arkadaşlarla tanışıyoruz, mecburen gruplaşıyoruz, sabah geliyoruz, akşam gidiyoruz ve 1 haftayı öyle böyle bitiriyoruz.

Ankara’dan, Türkiye’nin diğer ucu Saray’a gelmişiz. Hani dizilerde izlemişsinizdir, çok zengin bir şahsiyet bir anda elinde ne var ne yoksa kaybeder ve bunalıma girer aynen o kıvamdayım. Bunalımdayım. Milletin, ya alışırsın ne olacak? Orada yaşayan insanlar yok mu? Bir alışsan gitmek istemeyeceksin teraneleri kulağımın birinden girip diğerinden hızlıca çıkıyor. Ankara’da haftanın 7 gününü dolu dolu geçiren hafta içi gündüzleri iş, akşamları kurs, sosyal aktiviteler, hafta sonları maçlar, canın sıkıldığında 2 saatte gidebileceğin memleketin… İşte bu bazen rutin bazen hareketli ama şikâyet etmediğim hayatımdan bir an kopup, akşamları öğretmen evinden çıkamadığın bir hayat…

Bu kadar serzeniş yeter diyebilirsiniz. Bende kendi kendime yeter arkadaş burada da bir düzen oturturuz diyerek kendimi motive ettiğim ilk haftanın sonunda, saygı değer amirimiz yeni gelenlerden yani bizlerden 4 kişiyi, Saray ilçesine bağlı Kapıköy Sınır Kapısında, yani tam olarak İran sınırında bulunan yerleşkeye gönderiveriyor.

Şimdi tekrar tahayyül edin, Saray ilçesini beğenmeyen ben nasıl bir yere düştüm; Saray-Kapıköy Sınır Kapısı arası topu topu ortalama 15 Km’lik bir mesafe. Daha önce yaşanan terör olaylarından dolayı o 15 kilometreyi gidip gelenler için ikiyle çarpın. Riskli, güvensiz. Gittiğimiz zaman çözüm süreci var. Ortam sakin.  Güvenlik açısından yine de zırhlı araçla gitmemiz uygun görülmüş. Mesafe kısa ama biz gitmeden yakın zamanda aynı yolda menfeze döşenen uzaktan kumandalı bomba ile meslektaşlarımız yaralanmış. Zaten o günden sonra sınırda çalışan personel ilçeye gidip gelemiyor. Sınırda tren garı var ve burada çalışanlara yapılmış olan lojmanlar. İkişer ve üçer katlı 5 apartman dairesinden oluşan standart tren garlara benzer bir yer. Bakın 5 apartman ve büroların olduğu küçük prefabrik benzeri bir yapıdan bahsediyorum. Onun haricinde çevrede hiçbir şey yok! İki dağın arasında sıkışıp kalmış ekmek paralarının derdine düşmüş bizim gibi bir avuç insan haricinde. Lojmanda 2 daire sınırda çalışan bizlere (8 kişi) tahsis edilmiş. Başa gelen çekilir diyoruz gidiyoruz Sınır Kapısına. Kalacağımız daireler gösteriliyor. 2+1 evde 4 kişi kalacak şekilde planlama yapılmış. Ama gittiğimiz zaman şark hizmetini tamamlamış olan arkadaşlar daha dönmedikleri için bir süre beraber kalacağız. Kalabalık olduğumuzdan bir süreliğine tren garında pasaport kontrol odasında zorunlu ikamet ediyoruz!

Gel zaman git zaman pasaport kontrol işini öğreniyoruz, evde 5 kişi kalıyoruz diğer dairede 3. Sonra ki günler bizler 6 karşı daire 2! Sürekli sayılar değişiyor. Neden mi? İki dağın arasında dahi birbirlerine tahammül edemeyen, sonsuz kibirleri ve narsist kişilikleri olan ve bu huylarından taviz vermeyen biz insanoğlunun belki de en gereksiz özelliği yüzünden.  Zaten orayı çekilmez yapan bu ayrıntı. Ve bu ayrıntı aslında bu yazılanların ana konularından bir tanesi.

İşte bu yazının diğer ana konusu; doğunun insanına karşı şimdiye kadar şahit olduğum ön yargılar… Gitmeden önce kafamızda oluşan o ön yargılar, Van’a ayak basar basmaz orada görev yapan ve Batı’dan gelen çoğu memurun söylemleriyle perçinleşiyor. Deniyor ki; kimseye güvenmeyin, yüzünüze gülerler arkanızdan iş çevirirler, 3-5 kuruş için her şeyi yaparlar. Aza tamah etmezler, çoğa hayır demezler. Bir iyilikleri dokunuyorsa bilmeliymişiz ki menfaatleri olduğu içinmiş vs vs. Peki işin aslı öyle mi? Gerçekten doğunun insanı hep bana anlatılanlar gibi mi? Menfaatçiler mi? Güvenilmezler mi? İşte işin aslı hiçte öyle değil! Bu yaygaraları koparanlar kendilerini ne kadar haklı çıkarmaya çalışırlarsa çalışsınlar öyle değil. Peki nasıl? 


[3. Bölümün Sonu]

Haber tarihi: 04 / 03 / 2018






Önceki: Kariyer Yapayım Derken...
Sonraki: Van Maceram (Yazı dizisi - 2)