Kariyer Yapayım Derken...

Yaşadığımız yüzyılın trend kelimelerinden biri; Kariyer! Peki ne demek? Üniversiteden mezun ol iyi bir iş bul, bununla yetinme yüksel yüksel yüksel… Merak etmeyin geri kafalı değilim. Gerçekten işini hakkıyla yapmak, işinde uzmanlaşmak, danışan değil danışılan olmak… Kulağa hoş gelmiyor değil. Manevi yönünden ayrı maddi yönünü de göz ardı edemeyiz tabii ki. E o kadar kariyer yaptık kafada saç, ağızda diş kalmadı bir zahmet getirisi de olsun dersiniz. Kariyer yapanlara, maddi manevi ortalamanın üstünde kazanç elde edenlere saygımız var. Ben yapamadım, kıskanıyor da değilim. Allah daha çok versin! Ama ismime sıfat kazandıracağım diye, insanlığınızdan kaybetmeyin.

 

Şimdi kendi hayatımdan kesitler sunayım;

Üniversite bitmiş, sağlam iş bulma gayreti içerisine düşmüşüm her fırsatı değerlendiriyorum. O meşhur kariyer sitelerine cicili bicili CV’ler dolduruyoruz. Güzel ülkemde elini sallasan İşletme ya da İktisat Fakültesi bitiren işsize çarpacağından, ne kadarda süslesen püslesen, CV’ye göz atanlar nezdinde pekte kıyme’tiharbiyesi yok. Neyse bir ümit diyoruz, yolluyoruz CV’lerimizi. O da ne arka arkaya bankalardan aranıyoruz. Falanca tarihte falanca bankanın mülakatına davetlisiniz. Lan! diyorsun sonra, bak sen kendine değer vermiyorsun ama bak arka arkaya arıyorlar. Demek ki ışık var! Ömrü hayatımda ilk defa takım elbisenin içine giriyorum. Sanki herkes bana bakıyormuş gibi geliyor. Halbuki yanından geçip giden insanların kendi üzerinde ne olduğundan bile bihaberler…

Neyse ilk banka mülakatına İstanbul’da katılıyorum. Herkes grand tuvalet giyinmiş. Bazılarında ki hava bankanın ceo’sunda  yok. O derece abartılı hal ve hareketler. Canım benim bilmiyor ki herkesle aynı seviyede ama yok o burun illa ki kalkacak. Bizleri 10’arlı sayılarla odaya çağırıyorlar. Kendilerinden emin ve mütevazılığin yanından geçmeyen İnsan Kaynakları personeli. Sorsan 3-5 yıl önce bizim oturduğumuz sandalyelerde kendileri oturuyordu. Ama olsun, onlar başardı ve kariyer basamaklarını çıkmaya başladılar. Haddimi bilmem lazım! Sırayla soruyorlar; bize kendinden bahset, hobilerin neler, neden bankacılık? Kariyer hedefin nedir? seni neden işe alalım? Vs vs…

İç ses diyor ki; (kusura bakmayın) ulan dangoz! Neden bankacılık diye sorarsan karşındaki sana bil ki yalan söyleyecek neden insanları yalana sevk ediyorsun? Seni neden işe alalım? Acaba 27 yaşına gelmeme ve üniversite mezunu olmama rağmen işsiz kaldığım için olabilir mi kariyer sahibi sayın geri zekâlı? Yoksa kimse ölüp bitmiyor bankacılığa. Kariyer hedefin nedir gibi samimiyetsiz sorulara verilen bir o kadar samimiyetsiz cevapları duysanız zaten gülmekten kendinizi alamazsınız. Efendim eğer bana bankanızda bir iş verilirse, kendimi geliştirerek, bankanıza faydalı olabileceğime, bankanızın misyon ve vizyonu doğrultusunda daha iyi yerlere gelmesi için şöyle, böyle…. Yeter kardeşim yeter. Ne yaptın sen? Bankaya CEO aramıyorlar. Verecekler seni gişeye akşama kadar havale yap, su borcu öde, hesap aç, para ver para al. Ne vizyonu, ne misyonu?

Sıra bana gelene kadar birbirinin kopyası, inandırıcılıktan uzak, samimiyetsiz cevaplar… Ve sıra bana geliyor; arkadaşlara aynen katılıyorum desem yeri. Bu iki kelime aslında lafı lastik gibi uzatanların boş muhabbetlerinden daha çok anlam içeriyor. Ama tabi saygın bir kuruma gitmişiz sonuçta, vizyonlar misyonlar var ortada. Adam gibi cevap beklemeleri hakları. Diyorum ki; şu yaştayım ve her üniversite mezunu işsiz gibi benimde gelecek kaygım var. Benim evlenebilmem için! (buradan banka sınavlarına kendi rızamla katılmadığımı da anlayabilirsiniz!) bu iş bana şart diyorum. Cevap haklarını ağızlarını büze büze kariyer yapmak, yükselmek, bankanız adına faydalı işler yapmak istiyorum diyerek heba edenler, benim samimi cevabım karşısında kıkır kıkır gülüyorlar. Tabi soruyu soran İK yöneticisi de. O anda iç sesim dile gelse keşke. Ya bak geri zekâlı, su ürünleri fakültesi bitiren bile burada. Su fakültesi bitiren insanın senin bankanın misyonuna ne gibi faydası olacak acaba? Ama yok, güzel ülkemde samimiyet ilgi görmediği için verdiğim cevaplar samimiyetsiz, su fakültesi mezunu kalın dudaklı ablamızın verdiği vizyon misyon palavraları samimi bulunuyor.

Bunun gibi 3-5 defa mülakatlara giriyorum, mülakatlardan geçsem her nedense sınavlardan kalıyorum. Sonra kendi kendime züğürt tesellisi veriyorum; zaten gişede emekli amcamın 3 kuruş emekli maaşının hesabını işlerken ben bu bankaların hedef, misyon ve vizyonlarına faydalı olamazdım diyorum. Aklıma o samimiyetsizlik kokan odada ki su fakültesi mezunları, orman mühendisleri, kalın dudaklı ablalar, CEO’nun şımarık oğlu gibi gezinen abiler geliyor… Aklıma geldikçe de bana bir rahatlama geliyor. Acaba şimdi bankacılık kariyerlerinin hangi basamağındalardır? Kim bilir!

 

Bu banka mülakat anılarımı yazı içeriğine renk katsın diye anlatmışken, konuyu şimdilerde sıkça karşılaştığım kariyer meraklısı insanlara getireyim. Üniversiteyi iyi bir ortalama ile bitirmişindir, üzerine krema tadında yüksek lisans diplomanı da almışsındır. Bir üniversitede araştırma görevlisi, öğretim görevlisi, veya isminin başına DR. DOÇ. DOÇ DR. ve benzeri unvanlarda almışsındır ya da hala o kariyer dediğin basamakları tırmanma aşamasındadır da alacaksındır. Kariyer basamakları çıkıldıkça artan saygınlık, makam, mevki… Peki, tüm bunlar sizi farklı bir insan mı yapar? Hayır. Kariyerin basamaklarının her basamağında promosyon olarak ego dağıtmıyorlar ise bir yerlerde sıkıntı var. Çünkü bu şişkinlik normal değil. Yakın zamanda bizzat şahit olduğum olaydır. İşim gereği bir araştırma görevlisi beyefendi ile muhatap olmak zorunda kalıyorum. Hal ve hareketlerinden, tavırlarından, konuşmalarından ego fışkırıyor. Zannedersin üniversitenin başına rektör olmuş paşam, ukala tavırları en sakin insanı bile çileden çıkarır. Ailesine bakıyorsun anne baba üniversite mezunu, hatta bu beyefendinin annesi öğretim görevlisi! Yani geleceği parlak evlatlar yetiştiren herkesin karşısında saygıdan önünü iliklediği, ama insan yetiştirmesi gerekirken en başta kendi evladını yetiştiremeyen bir anne.

E ne oldu şimdi? Kariyer sahibi oldun insanların tepesinden bakma hakkı mı doğdu? Diğer tüm meslekler gözünden değersiz iken senin yaptığın iş ne kadar değerli? Yaptığın iş sana ne kadar değer katıyor? Ya da sen yaptığın işe ne kadar değer katıyorsun?

Atalarımızın bir sözü var “eşeğe altın semer vurmuşlar, eşek aynı eşek” Benim annem babam ilkokul mezunu mesela. Babam işçi emeklisi, annem evinin patronu. Böyle egosu kendisine ağır gelen insanları tanıdıkça diyorum ki; iyi ki benim annem babam bir yerlerde önemli mevkilerde değil. İyi ki kariyer sevdasına, insanlık değerlerinden yoksun yetiştirmemişler.

İşin özü kariyer yapacağım diye “sığır” gibi yaşamayın. Kariyer kötüdür demiyorum, sizlere verilen unvanlar karakterinizi bozmasın diyorum. Her ortamda karakterinizden önce unvanınızı ön plana çıkarmayın diyorum. Arkadaş ortamlarınızı sadece kendi denginizde ki insanlardan oluşturmayın mesela? Gidin bir esnafla tanışın, muhabbet edin. Her gün karşılaştığınız ama ismini bile bilmediğiniz herhangi bir meslek gurubuna ait insanlarla tanışın. Bak bende sen gibiyim algısını samimiyetinizle o kişiye empoze edin. Sizin unvanınızı illa bilmelerine gerek yok, mütevazı olun. Kendinizi, unvanınızı zorla pazarlamayın.

Çocukta yaparım, kariyer de diyor ya Nil ablamız. Kariyer yaparken çocuğunuzu da iyi yerlere getirmek için yarış atı gibi yetiştirmeyin. Yasaklarla boğmayın. Şu çocuğun ailesi kötü, bu ailenin çocuğu kötü gibi insanları yaftalamayın. Unutmayın ki, siz insanlara, tüm sıfatlarınızdan ve ön yargılarınızdan arınmış şekilde yaklaşırsanız göreceksiniz ki “kötü” diye bir şey kalmamış.

 

Haber tarihi: 18 / 04 / 2018






Önceki: "Voleybol"dan Nasıl Soğutulur ?
Sonraki: Van Maceram (Yazı dizisi - 3)