"Voleybol"dan Nasıl Soğutulur ?

2006 yılında başlayan voleybol haberciliği serüvenim, 2011 yılında voleybolgundem.com adlı voleybol haber sitemizi açmamızla resmi bir kimliğe büründü. Tabi o zamanlar şimdiki gibi voleybol haber siteleri revaçta değil. Acaba ziyaretçimiz olur mu derken, ilk yılın ardından gördük ki ciddi bir voleybol kitlesi var. Ziyaretçi sayıları küçümsenmeyecek rakamlara ulaştı. Öyle ki internet sitesinin trafik masrafından dolayı, keşke bu kadar ziyaretçi sayısına ulaşmasaydık noktasına geldi. (Bilmeyenler için; bir internet sitesinin ne kadar fazla ziyaretçisi varsa, kiralamış olduğu sunucuların trafiğide pararlel arttığından dolayı masraflarda bir o kadar artar.) Kapatalım mı, kapatmayalım mı derken sayısız turnuvaya, lig maçına, Avrupa maçlarına voleybolgundem.com adına bizzat katılım sağladım. Aradan 7 yıl geçti, yedi yıllık zaman zarfında ziyaretçilerin daha iyi ve kaliteli haber alabilmesi için internet sitemiz altyapısını, ara yüzünü ve çeşitliliğini belirli aralıklarla değiştirdik, geliştirdik. Türkiye Voleybol Federasyonunun bile gereksiz görüp yıllarca değiştirmediği internet sitesinin yanında bizler bu zaman zarfında 3 kez özel yazılım ile haber sitemizi geliştirmeye çalıştık. Mobil internet kullanımının artmasıyla, tasarımlarımızı mobil cihazlara entegre ettik. Android kullanıcılarına özel aplikasyonu, ziyaretçilerimizin daha iyi haber alabilmeleri adına onların hizmetine sunduk.

Bunları neden mi anlattım? Çifte standartlar, voleybolun tekelleşmesi ve buna benzer birçok neden den ötürü voleybolgundem.com haber sitemizin yayın hayatını 07 Nisan 2018 tarihiyle noktaladık. Bu kararı almamız kolay olmadı tabi ki, ama bir şekilde bazı şeylere tepki göstermek ve farkındalık yaratmamız gerekiyordu.

Amacımıza ulaştığımızı bu kadar çabuk öğrenebileceğimi tahmin edemezdim. 22-24 Mayıs tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Milletler Ligi organizasyonu için ve kafamda oluşan soru işaretlerinin cevabını alabilmek için kalktım Ankara’ya gittim. Onca yıllar olduğu gibi basın girişinden akreditasyon kartımı alıp içeriye girmeyi planlıyordum ki, girişte bekleyen genç arkadaş adımı sordu. Engin KARAGÖZ dediğimde ne dese beğenirsiniz?

-Üzgünüm sizi salona alamıyorum!

-Sebep? Bilmiyorum!

Bu emri kim verdi? Üzgünüm onu söylememde yasak!

Şimdi normal şartlarda eyvallah etmem giderim giriş ücretini verir tribünden izlerdim. Ama şartlar normal değil. Yıllarca girdiğim salona, sizin girişiniz yasak deniyor. Arıyorum yıllarca orada nasıl çalıştığına şahit olduğum Voleybol Federasyonunun karın tokluğuna çalıştırdığı kardeşimizi. Keyfi olarak karar veren isimsiz kahramanımızın keyfini bekliyorum.  Cevap geliyor tamam girsin diye.

Şimdi kim neden yasak koydu? Madem yasak koydu, hemen nasıl o yasak deliniverdi. Hadi inisiyatif aldın deldin o yasağı gelip neden yüzüme karşı, bakın şu şu nedenlerden ötürü yasaklanmıştınız deme nezaketinde bulunmadınız? Acaba büyük bir nezaketsizlik ortaya koyduğunuz için olabilir mi?

Neyse salona giriyorum, basın tribününde yerimi alıyorum, Tribünde az önce bahsettiğim yıllardır orada emek veren kardeşimizi görüyorum. Bana el işaretleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Anlamıyorum yanına gideyim sorun nedir diye sormaya gidecekken orada Voleybol Federasyonunun Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Sezgin EREN’in olduğunu görüyorum. Yanlarına gidiyorum, arkadaşım benden uzaklaşırken ben Sezgin Bey’e yaklaşıyorum.

Diyorum ki merhaba. Ben Voleybol Gündem’den Engin KARAGÖZ. Bana salona giriş yasağı konulmuş nedenini öğrenebilir miyim? Diyor ki; akreditasyonunuz var mı? Elimde TVF’nin şahsıma verdiği Türkiye Liglerinde kullanılmak üzere akreditasyon kartı var. Gösteriyorum, o olmaz bu organizasyona ait akredite gerekiyor deniyor. TVF’nin sitesini günlük kontrol eden ben, eğer böyle bir basın akredite duyurusu olsa muhakkak göreceğimi söylüyorum, federasyon basın sorumlusu tarafından da böyle bir mail gelmedi. E ben nereden bileceğim başvuru ile şahsa özel akredite çıktığını? Ama tabi sıkıntı kesinlikle bu değil. Diyorum ya yıllarım o salonda geçmiş, bu tür organizasyonlarda basın girişinden kurum adı ve ad soyad beyan edilir, buna istinaden de oradan isimsiz akredite kartları o kişiye verilir. O günde aynen öyle oldu. Benden önce 15-20 kişinin adı soyadı imzası vardı. Yani peynir ekmek gibi dağıtılan akredite konusunu evirip çevirip başvuru yaptınız mı gibi saçma bir soruyla bağlamak çok saçma. Aynen bunları söylediğimde, siteyi kapattığım için artık karşılaşmaları takip edemeyeceğimi, akredite verilmeyeceğini söylediler. Evet en başta arayın söyleyin “gıkım çıkmaz”. Ama ali cengiz oyunları bir Federasyona, Federasyonun çalışanlarına da hiç yakışmaz. Sayın müdürümüzle yüksek gürültüde ayaküstü! muhabbetimiz devam ediyor.

Diyor ki, ben sizi ilk defa görüyorum. Keşke tanışmamız bu şekilde olmasaydı, neden bir gün telefon edipte gelmediniz, çayımızı çorbamızı içmediniz. Basından sorumlu başkan yardımcısı ile tanışmadınız…

Göremezsiniz çünkü ben bir sonraki organizasyona yerimi sağlamlaştırmak için uğraş vermiyorum. Mesela maça, maç anında gelip, yerime oturup bacak bacak üstüne atıp karşılaşma boyunca elimde telefon yarım yamalak izledikleri maç hakkında “twitler” atmıyorum. Ya da milli takımın maçına gelip transfer haberleri girmiyorum. Hele hele voleybol maçı oynanırken telefonunda-bilgisayarında futbolu hiç takip etmiyorum. (At yarışı takibi yapanı bile görmüşlüğüm var!) Elimde makine tribünlerde ayak basmadık yer bırakmıyorum. Acaba en iyi fotoğraf karesini nerde nasıl yakalayabilirim diye. Yani maç başlayınca beni kimse görmez. Bende kimseyi görmek istemem. Ben kendi imkânlarımla bilmem kaç yüz kilometre yol yapıp maça geleceğim, maça değil şahıslara odaklanacağım. Hiç bana göre değil.

Keşke tanışmamız bu şekilde olmasaydı demişti kendisi. Bence de keşke böyle olmasaydı. Keşke maillerimize baştan savma cevaplar verilmeseydi mesela. İnternet sitemizi adaletsizliğe ses çıkarılmadığı için kapatma kararı almışken, keşke bir alo deseydiniz. Hadi bunların hepsini geçtim keşke o anda,  gelin buyurun müsait bir yerde oturup konuşalım deseydiniz? Ne kaybederdiniz?

Neden bir gün telefon edipte gelmediniz, çayımızı çorbamızı içmediniz. Basından sorumlu başkan yardımcısı ile tanışmadınız… sorularına gelince. Ne ben bir kuruma nede siz kişiler için çalışıyorsunuz. Ortak bir paydamız var o da voleybol. Voleybola hizmet eden kaç basın mensubu var? Ama öyle kurumlarının gönderdiği maaşlı emekçileri demiyorum. Gerçekten voleybolun gelişmesi için uğraşan ve tek işi voleybol olan? Bir mi? İki mi? Üç’ü hiç demiyorum çünkü yok. Ben 7 yıl voleybolgundem.com adına, diğer 5 yılda da yerel, ulusal çeşitli mecralarda voleybola hizmet vermişim. Beni ismen de olsa oyuncular tanır, antrenörler tanır, yöneticiler tanıyabiliyorken siz neden tanımıyorsunuz? Sırf size çay içmeye gelmediğim için mi? Ben bugüne kadar yine hiçbir oyuncu, antrenör, yöneticinin çayını içmeye gitmedim mesela. Ama tanıyan tanıyor. Bu arada yanlış algılanmasın. Bizzat tanışıp görüştüğüm çok az böyle insan vardır. Hiçbir oyuncunun, antrenörün, yöneticinin yanına gidipte muhabbet etmişliğim yoktur. Bu benim asosyal olduğum anlamına gelmez. Bu prensiple alakalıdır. Benim işim fotoğraf çekip, haber yapmak ise pek ala bu ikili ilişki kurmadan da yapılabilir. (Röportaj, söyleşi hariç) Ama çoğu kişi voleybolgündem.com ve Engin KARAGÖZ adını bilir. Zaten önemli olanda budur. Şahsen tanımamalarının bana bu zamana kadar bir zararı olmadı. Yani demek istediğim siz beni şahsen tanımak zorunda değilsiniz. Bende size gelip kendimi tanıtmak zorunda değilim. Ama ortak paydamız voleybol ise, gerçekten voleybolun gelişmesi için çaba göstermekle samimi iseniz 7 yıl bu branşa hizmet veren kişiyi, kurumu tanımak zorundasınız. Bakın siz yokken ben o salonda yine vardım mesela! Yani Voleybol Federasyonunda isimler değişir, kişiler değişir. Baki kalan nedir? Voleybol!

Gelelim Sezgin Bey’in bana kullanmış olduğu başka bir cümleye. “Ben size reklam bulmak zorunda değilim, bana bu şekilde mailler attınız” dedi kendisi. Şok üstüne şok. Dedim ki ben mi istemişim? Federasyondan? Şimdi benim böyle bir şey isteyebilmem için şuurumun tamamen kapalı olması gerekir. Allah’a şükürler olsun ki bu zamana kadar öyle bir evre geçirmedim. Kendisine salonda da söylediğim gibi yine söylüyorum. Eğer böyle bir mail aldıysa lütfen bana bu maili ulaştırsın. Federasyonu, ticari şirket olarak gören yarım akıllı insanlar vardır belki ama “bana reklam verin, bana reklam bulun” diye federasyondan kimseye gitmememiz gerektiğini idrak edecek kadarda aklımız yerinde.

Yine ayaküstü o kalabalıkta ve seste bir şeyler konuşmaya çalıştık ama sonuç olarak bana kendisi dedi ki; siteyi tekrar aç, ben size elimden gelen yardımı yaparım. Bende kendisine orada da söylediğim gibi buradan tekrar söyleyeyim; “Beni, değil salona “basın” sıfatıyla almamayı, seyirci olarak giremeyeceğimi de bilsem, o siteyi açmamın bir kıymeti harbiye si yok.  Bundan siz bir şey kaybeder misiniz? Hayır. Peki ben kaybeder miyim? Hayır! Voleyboldan soğuttuğunuz insanlar arasına bir yenisini daha eklediniz o kadar. Ve o soğuma o kadar çabuk sirayet etti ki, o kadar yolu ve masrafı göze alıp Ankara’ya gelen ben, turnuvanın son gününü beklemeden Ankara’dan ayrıldım. Zaten gelmemin sebebi meşhur İstanbul Medyası’nda ki kemik kadronun salonda olup olmayacağını, olacaklarsa ne şekilde turnuvaya geldiklerini, kimlerin davetlisi olduklarını öğrenmek içindi. Ben, bana lazım olan kadar bilgiyi ve merak ettiğim soruların cevabını aldım. Ne yazık ki bazı konularda (tekelleşme) yanılmadığımı da anladım.

Bir sözümde emir eri olarak görev yapan federasyonun basın sorumlusu kardeşimize. Siteyi kapatır kapatmaz mailimize gönderdiğiniz haber metinlerini göndermediğiniz için sizi kınamıyorum. Aksine teşekkür ediyorum. Çünkü o maillerinize itibar edip, anında haber yapsak çoğu haber yalan yanlış olurdu. Çünkü ilk gönderdiğiniz haber metninin muhakkak 5 dakika sonrasında düzeltme ricası geliyordu. Bizler ve çoğu kişide belli bir süre bekledikten sonra tvf.org.tr ‘den haberi alıyorduk. Yani içinizden “bak nasılda kestik haber göndermeyi” deme keyfini sürüyor olabilirsiniz. Ben koltuğuna aşık olan insanların keyfi bozulmasın diye 7 yıllık emeğimi bir anda kesip atmışım. Yani sürdüğünüz keyifse, sürmeye devam edebilirsiniz. Nasıl olsa sizi oraya öneren insanlar, sizlerin yerine de başkalarını önerecek ve “basın sorumlusu”nu değiştirme rekorunu federasyon yine kimseye kaptırmayacak.  

 

Dile gelip, söylenecek ama söyleyemediğim daha çok şey var ama her ne kadar kişilere olmasa da, Federasyon kurumuna olan saygımdan dolayı fazla yazmamayı da uygun görüyorum.

Başka bir voleybol yazısında görüşmek üzere… (Temmuz 2018) 

Haber tarihi: 03 / 07 / 2018






Önceki: 15 Temmuz Anısına...
Sonraki: Kariyer Yapayım Derken...