Okumak Üzerine

Türkiye’de kitap okuyanların yüzde 45'i aşk, yüzde 43'ü din (namaz hocası-dua kitapları), yüzde 12’si masal, fıkra, siyaset, kişisel gelişim kitapları okuyor.

Kitaba yılda 5,5 lira ayrılıyor. Rapora göre ayda cep telefonu ve iletişim masraflarına 173 lira ayıran 4 kişilik bir Türk ailesi kitaba ise yılda sadece 5,5 lira ayırıyor.

Bu araştırma Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (DESAM) Türk halkının kitap okuma alışkanlığını hakkında yapmış olduğu araştırmadan. Zaten arama motorlarından araştırırsanız çoğu araştırmanın sonucu benzer nitelikte.

Burada klasik gazete haberlerini verecek değilim tabi ki. Kendi hayatımdan yola çıkıp, sonuca bağlayacağım. Kamu Yönetimi bölümünü bitirdikten sonra iyi ya da kötü bir meslek sahibi olduk. Çevremde kiminle tanıştıysam kafasında hep aynı yargı. Mesleğini eline aldıktan sonra ne gerek var okumaya? Okumaktan kastım sadece üniversite falan da değil yani, gazete okursun, telefondan takip etsene ne gerek var? Kitap okursun, hiç mi işin yok? Ne gerek var? Vs vs… Yani insanlar genel anlamda okumaya karşılar.

Başımdan geçen birkaç enstantane;

Bir gün işyerinde öğle arasındayız ve ben kitap okuyorum. Yani benim yeme, içme ve diğer ihtiyaçlarım için ayrılmış bir zaman aralığı. İstediğim gibi o zamanı geçirme özgürlüğüm var. Neyse mesai saatleri arasında saatlerce elinden telefonunu bırakmayan bir arkadaş, öğle arasında benim elimde kitap görünce kurduğu cümle şu; “Hayat sana güzel, keşke senin kadar boş zamanım olsa da bende kitap okusam” Şimdi kendince bana boş zamanım olduğunu, çalışmadığımı, mesaimi kitap okuyarak geçirdiğimi ima etmeye çalışan bu insana ne anlatabilirsin?

Mesela diyebilir misin, cep telefonunla ilgileneceğin süre zarfında kitap oku? Ya da diyebilir misin, mesai saatleri dışında açıp kaç sayfa kitap okudun? Bu fırsatı yaratmak için ne yaptın mesela? Diyemezsin. Çünkü daha 5 dakika öncesinde saatlerini cep telefonuna ayıran ve bu cümleyi kuracak genişlikte bir insan benim gözümde cahildir. Tartışmaya gerek var mı? Hayır. Bırakıyorum benim zamanım bol sansınlar.

Yine bir gün açık öğretim sınavları için sınava gireceğim okula gidiyorum, üst araması sırasında memurlardan biri tanıdık çıkıyor. Hayırdır sınava mı gireceksin diye soruyor. Elimde sınava giriş belgesiyle su faturası yatırmaya sınav yapılan okula gitmediğim kesin! Evet diyorum. Açık öğretim okuyorum. Ben lisans mezunu değil miymişim? Hiç işim yok muymuş? Okuyup âlim mi olacakmışım?  Şimdi bu insanla bu konuyu oturup saatlerce tartışabilirim. Haklı çıkabilir miyim? Hayır. Tartışmaya gerek var mı? Hayır.

Mesela Fotoğrafçılık ve Kameramanlık okudum. Ne gerek var dediler. Fotoğraf çekmeyi seviyorum ama fotoğraf çekmek sadece deklanşöre basmak değil. O deklanşöre ilkokul öğrencisinin eline ver yine çeker. Ama konu deklanşöre basmak mıdır? Mesela hiç dikkat ettiniz mi? Şöyle işlek bir caddeye çıkın kaç tane fotoğrafçı var? Dikkatinizi çektiğini düşünmüyorum. Çünkü fotoğrafçılar ne zaman dikkatinizi çeker? Ancak o şeye ihtiyaç duyduğunuz zaman. Mesela yaşadığım şehirdeki terziler ancak terzilik bir eşyam olduğu zaman dikkatimi çeker. Bu herkes için geçerlidir. Peki fotoğrafçı ile yolunuz bir şekilde kesişti. En basitinden vesikalık fotoğraf çektireceksiniz. Kendi kendinize sorgular mısınız? Acaba burası nasıl çeker fotoğrafımı diye? Daha önce nasıl çekmiş diye portföylerine bakar mısınız? Hayır. Çünkü dersiniz ki ne fark edecek hepsi aynı değil mi? Yaptıkları tek şey deklanşöre basmak. Ama işin aslı öyle değil maalesef. Kaç kişi kimliğinde ki fotoğraflardan memnun? Sorsanız çoğu kişi memnun değil. Çünkü öğrenilmiş çaresizlik var. Gittim böyle dur dedi şöyle dur dedi çekti, böyle çıktı. O fotoğrafın öyle çıkmasının sebebi işte yukarıda bana ne işin var okuyup ta? Alim mi olacaksın? diyenler…

Sen yıllarca yanında taşıyacağım kimliğin üzerinde ki fotoğrafı kimin çektiğini bilmezsen şikayet etmeye hakkın yok. O fotoğrafı çeken en basitinden benim okuduğum okulu okusa, ya da onu işe alan insan işe alırken dese ki ne mezunusun arkadaşım sen dese, ya da işe alma şartları arasında “fotoğrafçılık” bölümü mezunlarından birisini işe alsa, zincirleme herkes memnun olur mu? Evet.

Bu en basitinden vermek istediğim bir kıssadan hisseydi. Ben fotoğraf çekmeyi seviyorum, inceliklerini öğrenmek, tarihini öğrenmek, çeşitlerini öğrenmek bana fayda verir. Gün gelir çevremdekilere fayda verir.

Okuyun. Okumaktan korkmayın. Gazete okuyun, dergi okuyun, kitap okuyun, elinize ne geçerse okuyun. Çoluğunuz çocuğunuz varsa onlarında şevkini kırmayın. Âlim mi olacaksın demeyin. Derseniz, ülkede kötü işleyen her şeyden siz de sorumlusunuz demektir. Çocuklar ne görürse onu yaparlar. Siz okuyun ki, çocuklarınızda okusun. Merak sarsın. Çocuğunuzun küçük yaşlarda cep telefonunu kurcalaması, onunla oyun oynayabilmesi övünç kaynağınız olmasın. Okuma yazmayı ne zaman söktü? Haftada kaç kitap okuyor, dersleri nasıl. Bunlarla ilgilenin. Başkalarının ne okuduğuyla da ilgilenmeyin. Mesela başkasının bilmem kaçıncı üniversiteyi bitirmesi sizi pek alakadar etmesin. Önemli olan sizin neyi ne kadar okuduğunuz, araştırdığınız.

Bu konuda çok şey yazılabilir, ancak anlatmak istediğimi anlamışsınızdır diye umuyorum. Ve aşağıda paylaştığım Serdar Kuzuluoğlu’nun “Neden kitap okumalıyız” konuşmasını izlemenizi tavsiye ediyorum. 



Haber tarihi: 06 / 04 / 2019






Sonraki: Swandor Topkapı Palace & Kolağası Zulmü