Köpeğime 'DAYI' Lazım

Bir köpek sahipleneyim dedim başıma gelmeyen kalmadı. Alım süreci, aldıktan sonra ki süreçler o kadar yorucu oldu ki, onca yıllık hevesim bir anda kayboldu. Bu zorlu süreçleri tek tek bu yazımda kaleme almayacağım, yazmak istediğim şey, bu zamanda sadece insana değil köpeğe bile bir dayı lazımmış bunu öğrendim.

Güzel ülkemin kaderidir, dayısı olanın, sağlam tanıdığı olanın sırtı yere gelmez. Her konuda tüm kapılar açılıverir. Her işi kolayca halledilir. Köpek bakmakla bunun ne alakası var demeyin, durun anlatayım; bir köpek sahiplendim hasta çıktı, kurtaramadık 1 hafta sonra öldü. Aldığım yerden aynı köpeğin kardeşini aldım, aldığım günden bu yana (1 aydır) veterinerlerle dost olduk. Hayvan sahipleniyorsanız bunun her türlü sorumluluğunu da almış olduğunuz bir gerçek. Aman bana ne! diyemiyorsunuz. Bu nedenle Safranbolu’da işime en yakın veterinere götürüyorum köpeğimi, tedavi şekli iyidir kötüdür, ucuzdur pahalıdır kısmını anlatmayacağım. Bir gün veteriner kliniğinde tedavideyken veterinerimize birisi yardımcı oldu, herhalde tanıdığıdır dedim. Yardımcı olduğu içinde teşekkür dahi ettim kendisine. Gel zaman git zaman, veteriner masrafları başta olmak üzere her gün mesai saatleri içerisinde tedavisi için izin almakta problem yaratacağından Safranbolu Belediyesi Veteriner Hizmetlerini aradık. Belediye’de memur olarak çalışmakta olan Veteriner Hekim, sahipli hayvan bakamayacaklarını, kendilerinin sokak hayvanlarına baktıklarını, ancak belediye yönetiminden birisi kendisini ararsa bakabileceğini beyan etti. Bulunduğum yer ilçe olunca Belediye Başkan Yardımcısını tanıyan bir abimiz kendisini aradı, durumu izah etti, başkan yardımcısı konu ile ilgileneceğini veteriner hekimi arayacağını söyleyince bize belli bir saatte randevu verildi. Randevu saatinde köpeğimizi de alıp hayvan barınağının yolunu tuttum. Barınakta karşılaştığımız veteriner daha önce özel veteriner kliniğinde karşılaştığım, köpeğime damar yolu açılırken yardımcı olan ve kendisine teşekkür ettiğim kişinin ta kendisiydi. Konuyu kısaca kendisine anlattım, kendisi de daha önce köpeğime serum verildiğini bildiğini, veterinerim tarafından “kanlı ishal” hastalığının olduğunu bildiğini, köpeğin sahipli olduğundan dolayı bize yardımcı olamayacağını bana beyan etti. Çare aramaya gittiğim hekim hayvana elini bile sürmedi.

Hâl böyle olunca bir anda kafamda soru işaretleri de uçuşuverdi;

Kendisi talimatla bize köpeğe bakabileceğini beyan ederek, belediye başkan yardımcısının talimatıyla bize randevu vermiş olmasına rağmen, daha önce bizi özel bir veteriner kliniğinde gördüğü için mi köpeğimizi muayene etmedi?

Daha önce o özel klinikte karşılaşmasaydık yine köpeğimizi muayene etmez miydi? Muayene etmeyecekse neden randevu verdi?

Bizimle aynı anda Zabıta Müdürünün ricasıyla barınağa gelen köpeğin sahibine bize verilen cevabın aynısı mı verildi? Yoksa ricayla giden köpek muayene edildi mi?

Bir veteriner hekimin, sırf Belediye’de kadrolu memur olması nedeniyle hastalıklı bir hayvana sahipli sahipsiz diyerek ayırması ne kadar etik?

Bir hekimin hasta köpeği, sahipli olmasını bahane ederek bakmaması ne kadar etik?

Geleyim en vahim soruya; Belediyenin muayene edemediği, ya da mesai saatleri dışarısında kendilerine başvurulan konuları tek bir özel kliniğe sevk etmesi ne kadar etik?

 

Kendilerinin bu sorulara verilecek muhakkak haklı bir cevabı vardır. Bu yaşananlardan sonra Safranbolu hayvan barınağına da, ortak çalıştıklarına inandığım o özel kliniğe gitmedim, gitmem.

Gelelim yaşadığım daha trajikomik bir konuya;

Köpeğimizin hastalığı geçmeyince memleketim olan Bolu’da geçtiğimiz yıllarda açılan Hayvan Hastanesi’ne götüreyim diyorum. Cuma akşamından Bolu’ya gidiyorum. Cumartesi günü köpek solunum alıp vermesinden göz-burun akıntısına kadar resmen “ben ölüyorum, bana yardım et” diyor. Koştur koştur gidiyorum ilk bulduğum veterinere, kendisi hemen test yapıyor ve test sonucunda köpeğimizin distemper  (gençlik hastalığı) hastası olduğunu, bu hastalıktan kurtulma oranının düşük olduğunu, tedaviye başlarsak ilk olarak solunum tedavisi uygulanacağını ve sadece bu tedavinin maliyetinin de yüksek olduğunu söylemesi üzerine, elimizde pozitif çıkmış test sonucuyla başka veterinerlere de danışmak istiyoruz. Bir diğer veteriner daha ılımlı yaklaşıyor, ölür ya da ölmez diyemem tedavisine başlayalım 3 gün sonra bunu size söyleyebilirim diyor, hafta sonu olduğundan hayvan hastanesi kapalı ve mecburiyetten tedaviye başlıyoruz. Ölür denilen köpek 2 gün deri altından serum ve antibiyotik tedavisi alınca kendine geliyor, kendi kendine yemeye başlıyor. Ben yine de tedirginim, en azından iyileşme sürecinde hayvan hastanesinde kalmasını ve tedavisinin orada devam etmesini istiyorum, Pazartesi randevuyu alıp gidiyoruz Hayvan Hastanesine…

Bakın açılırken kendi deyimleriyle Bölgenin en büyük en donanımlı Hayvan Hastanesi olduklarını, sahipli sahipsiz tüm hayvanlara hizmet verdiklerini açıklayan bir hastaneden siz ne beklersiniz? Bir muhatap, bir düzen v.b.

Hastane bahçesinden içeriye giriyoruz yetkilinin idari bina da olduğu söyleniyor, koridorda karşılaşıyoruz, buyur etmediklerinden meramımızı ayaküstü bahçede anlatıyoruz, iki bayan veteriner hekim daha geliyor onlara da özet geçiyoruz. Herkes ne yapılması konusunda birbirine bakıyor. Zannedersiniz hayvan hastanesi açılmış, ilk hasta hayvanı biz götürmüşüz gibi. Onlar her nedense şaşkın, biz onları görünce daha da şaşkın. Neyse hayvanımızın 2 gün kullandığı ilaçları veterinerden öğrenmemizi istiyorlar, arıyoruz göndermelerini bekliyoruz. O aşamada köpeğimizin hastalığının bulaşıcı olduğunu söylüyorlar ve mümkünse hasta köpeğimizin araçta beklemesini söylüyorlar! Alıyorum araca götürüyorum. İlaç isimleri geliyor, ilaçların arasında kendilerinde olmayan ilaçların olduğunu, gençlik hastalığının bir ilacının olmadığını, eğer 2 gün uygulanan tedavi iyi gelmişse bu tedavinin özel klinikte devam etmesi gerektiği, kendilerinin hayvan hastanesine hasta hayvanı kabul edemeyeceklerini, sokak hayvanlarını tedavi ettiklerini, illa ki orada kalmasını istiyorsak günlük belli bir meblağın (özel klinikle aynı fiyat) ödenmesi gerektiği, ama yine de hayvanın bulaşıcı hastalık taşıdığını, diğer hayvanların sağlığını tehdit edebileceğini, diğer hayvanlarda ki hastalıklarında bizim hayvanımıza bulaşabileceğini güzel güzel bizlere anlattılar. Açıkçası yarım saat boyunca şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşadım diyebilirim. Neden mi?

Bölgenin en büyük hayvan hastanesini kuracaksınız ama hasta olan hayvanı, diğer hayvanlara hastalık bulaştırır diye almayacaksınız!

Biz sokak hayvanlarına bakıyoruz diyerek, kuruluş amacınızla ters düşeceksiniz!

Biz sokak hayvanlarına bakıyoruz diyeceksiniz ama içeride karantinada bulunan hayvanların hemen hemen hepsi cins hayvan olacak!

Şehir dışından geldiğimizi söylememize rağmen bahçede misafir edeceksiniz,

Madem şehir dışından geldiniz iki iğne yapalım öyle gönderelim diyerek bunu hastane bahçesinde ayaküstü yapacaksınız, vs vs…

Gidip bir muhatap bulamadığımıza mı kızayım, ayaküstü bilgi ve tedavi uygulamalarına mı bilemedim. Hayvan hastanesinin en tepesinde bulunan yetkili her kim ise önerim şu; hangi yasaya yönetmeliğe bağlıysanız açın bir okuyun. Çalışanlarınıza okutun. Gelen misafirlerinize bahçede ayaküstü değil, en azından bir poliklinik ortamında hayvanı tedavi ettikten sonra bilgi verin. İlgilenmeniz için oraya illa ki Belediye Başkanı, yardımcısı, meclis üyesi veya arkadaşınızın arkadaşı sıfatıyla gitmek gerekmiyor. Bir de şunu unutmayın hastaneye hasta olan gider, köpeğimiz hasta olmasa hayvan hastanesinde ne işimiz var. Öyle değil mi?

Haber tarihi: 29 / 09 / 2019






Sonraki: Okumak Üzerine